DALGALI KUR DAVA : Taraflar arasındaki uyarlama davasının
yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden
dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün
süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi
üzerine; dosya incelendi, gereği konuşuldu: KARAR : Davacı, davalının maliki bulunduğu
taşınmazı 5.1.1993 tarihinde aylık net 3000 Amerikan
Doları'na kiraladığını, kira parasının sözleşmenin
kurulduğu tarihte Türk Parası karşılığının 26.106.000
TL. iken, yaşanan ekonomik kriz ve alınan devalüasyon
kararlarıyla Dolar'ın 40.000 TL.sına kadar yükseldiğini,
o nedenle 120.000.000 TL. kira parası ödemek zorunda
kaldığında, sözleşmenin ifasının çekilmez ve katlanılmaz
hale geldiğini, işlem temelinin çöktüğünü öne sürerek,
sözleşmenin yeni hal ve koşullara uyarlanmasını
istemiştir. Davalı, asıl olan sözleşmeye bağlılık
ve sadakat olduğunu, serbest irade ile kira pasasının
Amerikan Doları üzerinden ödenmesinin taraflarca
kararlaştırıldığını, Dolar'ın değerinde de bir değişiklik
olmadığını savunmuş, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm,
davacı tarafından temyiz edilmiştir. Hukukumuzda
sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa - Pacta Sund Servanda)
ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir.
Bu ilkelere göre; sözleşme yapıldığı andaki gibi
aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları
borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi
sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa
bile borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir.
Yeri gelmişken hemen belirtelim ki, sözleşme serbestliği
ilkesi tarafların birbirleri karşısında eşit hak
sahibi olarak bulunmalarını gerektirir. Gerçekte
de, sözleşmeye bağlılık ilkesi; hukuki güvenlik,
doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak
sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır.
Ancak, bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır.
Sözleşmenin yapıldığında karşılıklı edimler arasında
mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü
değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine
katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda
sözleşmeye bağlılık ile sözleşme adaleti ilkeleri
arasında bir çelişki hasıl olur ve artık bu ilkeye
sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif
hüsnüniyet, (MK. md. 4, 2) kaidelerine aykırı bir
durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık (Clausula
Rebüs Sic Stantibus - beklenmeyen hal şartı - sözleşmenin
değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye
çalışılmaktadır. Tarafların idarelerini etkileyip
sözleşme yapmalarına neden olan şartlar daha sonra
önemli surette, çarpıcı, adaletsizliğe yol açan
olayların gerçekleşmesi ile değişmişse taraflar
artık o akitle bağlı tutulmazlar. Değişen bu koşullar
karşısında Medeni Yasanın 2. maddesinden yararlanılarak
sözleşmenin yeniden düzenlenmesi imkanı hasıl olur.
Sözleşmenin edimler arasındaki dengeyi bozan olağanüstü
hallere; harp, ülkeyi sarsan ekonomik krizler, enflasyon
grafiğindeki aşırı yükselmeler, şok devalüasyon,
para değerinin önemli ölçüde düşmesi gibi; sözleşmeye
bağlılığın beklenemeyeceği durumlar örnek olarak
gösterilebilir. Karşılıklı sözleşmelerde edimler
arasındaki dengenin olağanüstü değişmeler yüzünden
altüst olması, borcun ifasını güçlendirmesi durumunda
"İŞLEM TEMELİNİN ÇÖKMESİ" gündeme gelir.
İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine
göre, alacaklı yararına boçlunun edimini yükseltmeye
veya borçlu yararına onun tamamen veya kısmen edim
yükümlülüğünden kurtulmasına karar verebilir ve
müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar.
Sözleşmenin yeni durumlara uyarlaması yapılırken
önce sözleşmede, daha sonra kanunda bu hususta intibak
hükümlerinin bulunup bulunmadığına bakılır. Sözleşmede
ve kanunda hüküm bulunmadığı takdirde sözleşmenin
değişen hal ve şartlara uydurulmasının gerekip gerekmeyeceği
incelenir. Bazen de sözleşmede olumlu ve olumsuz
intibak kaydı bulunmakla beraber, bu kayda dayanarak
sözleşmenin kayıtla birlikte aynen uygulanmasını
talep etmek MK. md. 2/2 hükmü anlamında hakkın kötüye
kullanılması manasına gelebilir.
Böyle bir durumda, sözleşmedeki intibak kaydına
rağmen edimler arasında aşırı bir nisbetsizlik çıkmışsa
uyarlama yine yapılmalıdır. işlem temelinin çöküşüne
ilişkin uyuşmazlıkların giderilmesinde kaynak olarak
Medeni Yasanın 1, 2 ve 4. maddelerinden yararlanılacaktır.
İşlem temelinin çöktüğünün dikkate alınması dürüstlük
kuralının gereğidir. Diğer bir anlatımla, durumun
değişmesi halinde sözleşmede ısrar etmek dürüstlük
kuralına aykırı bir tutum olur. Değişen durumların
sözleşmede kendiliğinden bulunan sözleşme adaletini
bozması halinde, taraflar bu haller için bir tedbir
almadıklarından, sözleşmede bir boşluk vardır. Bu
boşluk sözleşmenin anlamına ve taraf iradelerine
önem verilerek yorum yolu ile ve dürüstlük kuralına
uygun olarak doldurulur. (MK. md. 1) Bu yönteme
sözleşmenin yorum yoluyla düzeltilmesi veya değişen
hal ve şartlara uyarlanması denilir. uyarlama daha
çok ve önemli ölçüde uzun ve sürekli borç ilişkilerinde
sözkonusu olur. Her talep vukuunda sözleşmeyi değişen
hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde
özel hukuk sistemimizde geçerli olan "irade
özgürlüğü" sözleşme serbestisi " ve sözleşmeye
bağlılık" ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya
çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesi istisnai tali
(ikinci derecede) yardımcı niteliktedir. Uyarlamanın
anlatılan hukuki tanımından sonra şimdi, sözleşmeye
müdahale için, gerekli olan esaslara değinelim:
Sözleşme kurulduktan sonra onun ifası sırasında
ortaya çıkan olaylar olağanüstü ve objektif nitelikte
olmalıdır. Az yukarıda örneklenen olaylarda olduğu
gibi... Yine değişen hal ve şartlar nedeni ile tarafların
yüklendikleri edimler arasındaki dengenin aşırı
ölçüde bozulmuş olması şarttır. Uyarlama isteyen
davacı fevkalade hal ve şartların çıkmasına kendi
kusuru ile sebebiyet vermemelidir. Değişen hal ve
şartlar taraflarca önceden öngörülebilir, beklenebilir,
olağan ve hesaba katılabilen nitelikte olmamalı
veya olaylar, öngörülebilir olmakla beraber bunların
sözleşmeye etkileri kapsam ve biçim bakımından bu
derece tahmin edilmemelidir. (Bkz., Doç. Dr. İbrahim
Kaplan, Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi, Ankara-1987,
Sh. 152 vd.; Hatemi / Serozan / Arpacı, Borçlar
Hukuku Özel Bölüm, İstanbul-1992, Sh. 186 vd.).
Tarafların dövize endeksli kira sözleşmesi yapmalarındaki
gerçek ve ortak amaçlarının saptanması uyuşmazlığın
çözümünde önem kazanmaktadır. Yurdumuzda eşya fiyatlarının
her geçen gün şaşırtıcı ve beklenilen üstünde yükselmeler
gösterdiği çok açıktır. Memleketin bu hususta yerleşmiş
ekonomik durumu bireylerin yaşamını ağırlaştırarak
huzursuzluk kaynağı olmaktadır. İşte bu açık olgu
karşısında; kiralayan mal sahiplerinin enflasyonun
rizikolarından korunmak amacıyla dövize endeksli
kira sözleşmesi düzenledikleri, kiracıların da bunu
kabul zorunda kaldıkları yaşanan bir gerçektir.
Demek ki, dövize endeksli kira sözleşmelerinin kurulmasında
tarafların gerçek ve ortak amaçları, sırf zaman
zaman yükselen enflasyonun olumsuz etkilerinden
kiralayanı korumak ve güvence altına almak iradesinden
kaynaklandığının kabulü zorunludur (MK. md. 2/1;
BK. md. 18). O nedenle; sözleşmenin in'ikadı anında
ileride ekonominin aniden bozulacağını, Hükümetçe
de bir dizi kararlar alınacağını tarafların tahmin
edip, bunun olumsuz sonuçlarına yalnız kiracının
peşinen katlanacağını kararlaştırdıkları şeklinde
bir yoruma gidilmesi mümkün değildir. Kaldı ki;
işlem temelini altüst edecek, çökertecek edimin
ifası iktisadi bir yıkım olacak nitelikte fahiş
bir durumun vücut bulması hallerinde de çıkar dengesi
aleyhine bozulan borçlunun, MK. 2/1'deki kurallarından
kaynaklanan "Clausula Rebus Sic Stantibus"
(Sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması) ilkesi
uyarınca, hakimden sözleşmenin edimler arasındaki
bozulan dengesini dürüstlük ve hakkaniyete uygun
bir durama getirmesini isteme olanağına sahiptir.
Gerçekte de sözleşme serbestliği ilkesi tarafların
birbiri karşısında eşit hak sahibi olarak bulunmalarını
ve sözleşmenin kuruluşu ve içeriği üzerinde serbestce
uyuşmalarını gerektirir. Hal böyle olunca da ekonomideki
ani bozulma (kriz) ve buna bağlı olarak hükümetçe
alınan kararlar sonucu olarak döviz fiyatlarında
meydana gelen şok patlamalar karşısında sözleşmedeki
denge davacı kiracı aleyhine katlanılmayacak derecede
bozulabilir ve kiracı beklemediği, hiç hesaba katmadığı
böyle bir sonuçla borçlarını ödemeyecek duruma gelebilir.
O nedenle, uyuşmazlığın çözümünde sözleşmenin temel
edimi olan ve taraflarca başlangıçta kabul edilen
döviz fiyatlarındaki normal artışlar dışında, sözleşmenin
in'ikadından sonra yaşanan ekonomik kriz ve Hükümetçe
alınan kararlarla işlem temelinin çöküp çökmediğinin
araştırılması ve aydınlığa kavuşturulması zorunlu
olmaktadır. Hemen belirtelim ki, beklenilmeyen,
olağandışı sonuçları önceden tahmin edilemeyen ekonomik
kriz ve devalüasyondan dolayı kiralayanın bir gün
içinde sözleşme dışı nedensiz zenginleşmesi ve yarar
sağlaması MK. md. 2/1 hükmünce asla haklı görülemez
ve tarafların sözleşmede eşit hak sahibi olmaları
ilkesine de aykırı olur; dahası somut adalet duygularını
da zedeler. Nitekim, Dairemizin sapma göstermeyen,
oturmuş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca ve öğretide
de tasvip gören kararlarıyla, enflasyon olgusuna
dayanarak kiralayanların açtıkları kira bedelinin
yeni şartlara uyarlanması davaları mesmu kabul edilmiştir
(Bkz., Yargıtay 13. HD., 14.2.1990, 5697/8708 ve
21.11.1991, 8374/10619; HGK. 1992/13-360 E., 1992/425
K. 1.7.1992 T.). Öyleyse, uyarlama esas ve ilkeleri
lehine oluşmuş ise kiracının da kira bedelinin uyarlanması
için dava açabileceğinin "Evleviyetle"
kabul edilmesi gerekir. Uyarlama davalarında hakimin
gözden kaçırmaması gereken temel esaslar şöyle sıralanabilir:
Sözleşmeye bağlılık ve saygı esastır. Uyarlama daima
yardımcı bir çözüm olarak düşünülmelidir. Sözleşmeye
yazılan özel hükümler yorumlanıp tarafların sağladığı
hak ve yararlar, değerlendirilmeli, ekonomik değişikliklerin
(enflasyon, devalüasyon) etkiyeri, kiralananın nitelikleri
gibi, somut olayın özelliği ile belirlenecek tüm
objektif ve subjektif hal ve koşullar kıymetlendirilmeli,
uyarlama yapılması kanaatine kavuşulursa, sözleşmedeki
intibak boşluğu hak ve nesafet, doğruluk, dürüstlük
kuralları (MK. md. 4, 2/1) ışığında yasa boşluğunda
olduğu gibi MK. md. 1'deki yetki kullanılarak doğrudan
kendisinin yaratıp takdir ettiği bir kuralla hakim
tarafından doldurulmalıdır. Sonuçta verilecek her
türlü karar, az yukarıda açıklanan esaslara aykırı
olmamalı, özellikle toplanan delillerin red ve kabul
edilen yönlerini, dayanaklarını içerir şekilde gerekçeli
ve Yargıtay denetimine uygun olmalıdır. Yukarıda
geniş şekilde açıklanan, uyarlama yöntem ve kurallarının
ışığı altında mahkemece yapılacak iş; yerinde uygulama
yapılıp uzman bilirkişiler düşüncesinden de yararlanmak
suretiyle; sözleşmenin kurulduğu günden dava tarihine
kadar geçen süre içinde Ülkemizin yerleşmiş ekonomik
koşullarının etkisiyle sözleşmedeki yabancı paranın
(dövizin) Türk Parası karşısında normal artışlara
ulaşması gereken değeri bulunmalı, bulunan bu değerin
sözleşme gereği kiralayan yararına kabul edilmeli,
daha sonra 1994 yılı başlarından itibaren umulanın
üstünde hareket gösteren ve giderek aralıksız şiddetini
artıran ekonomik karar ve tedbirlerin tabii sonucu
ortaya çıkan, sözleşmedeki yabancı paranın Türk
Parası karşısındaki dava tarihi itibariyle değer
artışı tesbit edilmeli, böylece belirlenecek iki
değer arasındaki farklılık miktarı, sözleşmedeki
özel hükümler, kiralanın niteliği, kullanma alanı,
konumu, bölgede kira parasında etkileyecek normalin
üstündeki imar ve ticari gelişmeler gibi değişiklikler,
emsal kira paraları, vergi ve amortisman giderlerindeki
artışlar ile, somut olayda görülebilen objektif
etkenlerle karşılaştırılıp, değerlendirilmeli, sonuçta
işlem temelinin çöktüğü, sözleşmedeki çıkar dengesinin
katlanılamayacak derecede davacı aleyhine bozulduğunun
benimsenmesi halinde, kiracının ne miktar kira parasından
sorumlu olacağı belirlenmeli, böylece sözleşmedeki
kira parasını tarafların amacına uygun objektif
iyiniyet hak ve nesafet (MK. md. 4, 2/1) kurallarının
elverdiği ölçü ve düzeyde yine yabancı para olarak
uyarlanmalıdır. Mahkemece sözleşmenin uyarlanmasına
ilişkin ve açıklanan kural ve yöntemler gözetilmeden
hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek eksik
incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul
ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir. SONUÇ : Temyiz
olunan mahkeme kararının davacı yararına (BOZULMASINA),
istek halinde peşin harcın iadesine, 24.10.1994
gününde oybirliğiyle karar verildi.***** (Yarg. 13. HUKUK DAİRESİ E.1994 / 6791 K.1994
/ 9014 T.24.10.1994) AVUKATINIZA
SORU SORUN